Aktüel

Bir Mega Şehir Olarak İstanbul

Yayın tarihi: Kelime sayısı: 2950

İstanbul’un incir, üzüm, dut ağaçlarının bol olduğu bir mahallesinde büyüdüm. Benim de dahil olduğum kuşak İstanbul’un aşağı yukarı bir çok evresine tanıklık etmiştir diye düşünüyorum. Havanın kararmasıyla birlikte gezinmeye başlayan ateş böceklerini, dut ağaçlarında gezinen kuşların ilham verici renklerini ve güzel ötüşlerini, incir etrafındaki arıları hala hatırlarım. Geçtiğimiz günlerde o ağaçların olduğu mahallelerin güncel halini de görme fırsatım oldu. Ağaçlar, bahçeler ve parklar yerlerini çok katlı binalara bırakmış, ağaçlar betonlar arasındaki çukurlara sıkıştırılmış, çalılar telleri ve duvarları gizlemek için kullanılmıştı. Değişim doğası gereği olumlu ya da olumsuz bir anlam barındırmayan kaçınılmaz bir olgu. Ancak değişimi fırsat bilmek ve bu olgu içerisinde gizlenmek bana göre kesinlikle çıkarcılık. Bu nedenle geçmişe dair anlatılarda yer edinen İstanbul ile günümüz arasındaki akıl almaz değişimin nedenini gereksinimden ziyade kasıtlılığa ve dolayısıyla birilerinin çıkarcılığına atfetmenin daha doğru olacağı kanısındayım; tıpkı 3. havalimanı, 3. köprü ve Kanal İstanbul projeleri gibi. Bu konulara yazının çeşitli noktalarında, daha kritik bağlamlar çerçevesinde değineceğim. Şimdilik çok daha temel sorularla ve cevaplarla girişimizi yapalım.

Şehir Nedir?

Aristoteles’e göre insan akıl sahibi olmasıyla diğer hayvanlardan ayrılıyor ve akıl sahibi olan, konuşan bir varlık olan insanın bu özellikleri onu bir arada yaşamaya, birlikteliğe yöneltiyor. Birliktelik ihtiyacıyla bir arada yaşayan insanlar sayesinde toplum, toplum yapısı içerisinde üreme amacıyla bir araya gelen insanlar sayesinde aile, ailelerin bir araya gelmesiyle köyler ve şehir-devletler ortaya çıkıyor.

Sosyal, felsefi, ekonomik, siyasi ve kültürel bir çok tanıma sahip olan şehir esasında gündelik söylemler içerisinde kent olarak da yer edinmekte. Tüm bu anlamları geniş bir ölçekte değerlendirdiğimizde şöyle bir söylem üretmek mümkün gibi görünüyor; insanların etkileşimli alt topluluklar halinde ve belirli bağlamlar çerçevesinde ana bir topluluk oluşturarak bir arada yaşadıkları, tanımlı yerleşke alanı. Gayet makul bir çıkarım gibi görünüyor, ne dersiniz?

Nüfus ölçeğinde değerlendirildiğinde şehirler kasaba, köy gibi daha küçük yerleşke alanlarının toplamını, il veya vilayet kullanımı daha bütüncül bir kapsamla köy, orman, otlak alan, dağ, bataklık ve göl gibi bütün coğrafi unsurları da sınırları içerisine alıyor.

Şehirleşme

Şehirleşmenin temelinde ise oldukça basit bir amaç yatıyor, hayatta kalmak. İklim şartlarından, diğer canlı topluluklarının saldırılarından, düşmanlardan korunmak, besin ve diğer temel ihtiyaçlara kolay bir şekilde ulaşabilmek, sosyal etkileşimi kolaylaştırmak gibi nedenlerden dolayı bir araya gelen insanların bulundukları bu alanları sınırlar, surlar, kaleler, pazarlar, yerleşkeler ile tanımlandırmaları aslında şehirleşmenin temelini oluşturuyor. Bu nedenle ilk şehirler çoğunlukla deniz ve nehir kıyılarına kuruluyor ve yüksek noktalarına kurulan kalelerle korunuyor. Hayatta kalma gereksinimlerinin karşılanması beraberinde sosyal ve kültürel etkileşimlerle günümüz “modern şehir” sürecinin de köklerini oluşturuyor. Tapınaklar, sanat eserleri, idari sistemler, su ve kanalizasyon kanalları, yollar, ticaret alanları, enerji kaynakları gibi belirlenen alan içerisinde yaşayan insanların ihtiyaçlarının da çeşitlenmesi ile birlikte şehir kavramı da değişikliğe uğruyor. Örneğin Kudüs, Roma din etkisiyle gelişirken İstanbul din ve ticareti bir arada barındırıyor.

Günümüzde artık kaleler, surlar söz konusu değil, sınırlar ise bürokratik bir süreç içerisinde dile getiriliyor. Ancak hayat şehirlerde ve özellikle şehir merkezlerinde yoğunlaşıyor ve bir çok nesil belirli ihtiyaçların kolay karşılaşabilmesi ve korunma ihtiyacı çerçevesinde talep edilen şehir yaşantısını alternatifsiz bir durum olarak algılıyor. Bu durum dolayısıyla insan türünün, devletin, ahlaki yargıların, dinlerin merkezde olduğu bir kontrol mekanizmasını normalleştiriyor. Diğer yandan ekolojik bütünlüğe, diğer canlı türlerine ve toprağa karşı yabancılaşma ortaya çıkıyor. Bunların sonucu olarak da şehir insanı, sürekli tüketen, eylemlerinin sonucunun farkında olmayan, doğasına ve şehirlerin de içerisinde bulunduğu doğaya yabancılaşan, şehirleşmenin sağladığı kolaylıklar karşısında biat ederek cevap veren canlılar haline geliyorlar. Şehir sınırları içerisinde var olan kolay edinim (iş, besin, sosyal ilişkiler vb.) imkanları nedenlerinden dolayı köylerden şehir merkezlerine, şehirlerden şehirlere göçler, gecekondular söz konusu olabiliyor.

Teşvikiye’nin teneke mahallesi vardı. Şu anda rezidansların yükseldiği Fulya denilen bölgeyi düşünün. Onun karşısındaki sırt yani Vali Konağı Caddesi’nin altı teneke mahallesiydi. Adı oydu: “Teneke Mahallesi”.

Onlar İstanbul’un en eski iki tane gecekondu bölgesinden bir tanesidir. 1945’de gelmişler oraya. Başka da gecekondu yoktu İstanbul’da. Sonra yavaş yavaş 1950’lerin ortalarından itibaren böyle gecekondu, geceleyin kondu lafı çıkmaya başladı. Ben şöyle yazılar yazıldığını hatırlıyorum: “Bunlar böyle artık 1-3-5 değil fazla fazla gelmeye başladılar, ey belediye, ey valilik verin bunların eline dönüş ücretlerini, dönsünler de bu iş bitsin”.İstanbul’un Son 50 Yılı: Değişim ve Dönüşüm

Şehirler: Toprağa Düşman Alanlar

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 79.8 milyonluk nüfusun yüzde 92’si il ve ilçe merkezlerinde ikamet ediyor. Belde ve köylerde yaşayan nüfus 6.1 milyon. Türkiye nüfusunun %18.6’sının ikamet ettiği İstanbul, 14 milyon 657 bin 434 kişi ile en çok nüfusa sahip olan il. Bunu sırasıyla %6.7 (5 milyon 270 bin 575 kişi) ile Ankara, %5.3 (4 milyon 168 bin 415 kişi) ile İzmir, %3.6 (2 milyon 842 bin 547 kişi) ile Bursa ve %2.9 (2 milyon 288 bin 456 kişi) ile Antalya illeri takip ediyor. İstanbul’un köylerini gezdiğim İETT İle Organik Yolculuk başlıklı yazıda da dile getirdiğim gibi, İstanbul ve yukarıdaki veriler çerçevesinde bahsi geçen diğer şehirler gibi sürekli büyüyen alanlar kapsamında köy tabiri de çok karşılık bulamıyor. Örneğin, geçen yıla ait verilere göz atıldığında İstanbul’da ikamet eden nüfus bir önceki yıla göre %2 artış gösteriyor. Şehirleşmenin beraberinde getirdiği kolaylıkların alışkanlıklar haline gelmesi ve temel ihtiyaçlar olarak algılanması nedeniyle köyler şehirlerin küçük kopyaları durumuna geliyor.

Küçük Çamlıca’dan Manzara, 1960’lar

Tüm bu veriler ne anlama geliyor?

Örneklendirmek adına şehirleri sürekli hareket eden, büyüyen ve durdurulamaz bir canlı olarak düşünebiliriz. Bu nedenle şehirlerden uzaklaşmak bu anlamda sadece mekansal olarak mesafe koymak anlamına geliyor. Şehir yaşantısı çerçevesinde normalleşen alışkanlıklar şehir dışında da varlıklarını ve etkilerini sürdürebiliyor. Şehirlerin genişleyen sınırları zamana paralel olarak aradaki mesafeyi kapatabiliyor. Günümüzde şehirlerin de kendi içerisinde büyük şehir, metropol, mega gibi nitelendirme sıfatları aldığını düşünürsek büyümenin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını daha rahat anlayabiliriz. Yaşamınızı sürdürdüğünüz bir dağın tepesi bile şehirlerin ihtiyaçlarının karşılanması adına faaliyet gösteren ticarethaneler tarafından talan edilebiliyor, suyunuza el koyulabiliyor, varlığınız tehdit edilebiliyor.

Kentsel politikalar da şehirlerin plansız ve çarpık büyümesini destekleyecek şekilde gerçekleştiriliyor. Örneğin, 2010 yılı için Avrupa Konseyi’nin “Kültür Başkenti” projesinde aday olduğu dönemdeki söylemlerin (politikacılar, yerel ve ulusal basın vb.) genel olarak gelecek turist sayısına ve dolayısıyla ticari faaliyetlere odaklandığı görülebilmekte. 2010 yılında İstanbul nüfusu 13.255.685 olarak açıklanmıştı. Kültür Başkenti bağlamında ise ziyaret etmesi beklenen yeni turist sayısı 7 ile 10 milyon arasındaydı.

Peki, sonuç nasıl oldu?

2010 yılı araştırmalarında bir önceki yıl (2009) karşılaştırmalarında İstanbul’a dair kültür ve sanat projelerini hariç tutarsak değişim şu şekilde iletilmekte; intihar haberlerinde yüzde 69.7 oranında, cinayet haberlerinde yüzde 4.2, kavga haberlerinde yüzde 37.2, su baskını ile ilgili haberlerde yüzde 110, yangın haberlerinde ise yüzde 63.3 oranında artış. Bu gelişmeler “şehir” oluşumunun temel nedeni olan temel ihtiyaçların kolaylaştırılması ve toplumsal etkileşim içerisinde olma haliyle çelişen durumlar, değil mi? Ek olarak 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da neler yapıldığına dair Ocak/Şubat 2011 tarihli şu yayını ve Milli Kültür Hedefleri Açısından 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Projeksiyonu inceleyebilirsiniz. İBB’nin bu raporundaki söylem ve övünülen noktalarla bugün içerisinde bulunulan ortamın tezatlığı gözden kaçmayacaktır.

İstanbul, özellikle 1950’lerden sonra girdiği hızlı büyüme süreci içinde, yer yer planlı olmakla beraber, büyük oranda yasa dışı yapılaşmalarla şekillenen bir gelişme göstermiştir. İstanbul’un yasa dışı ve kontrolsüz gelişmesi temelde; kentin çekim gücünün ülke ve bölge ölçekli politikalarla dengelenememesine dayanmaktadır. İstanbul üzerinde oluşan aşırı talebin yerel yönetimlerce de karşılanamaması, kentin kontrolsüz bir biçimde büyümesi sonucunu doğurmuştur.İstanbul’un Dünü ve Bugünü, Arkitera, Kasım 2009

Şehir ve Doğa Etkileşimi

Şu an herhangi bir markete, alışveriş merkezine gittiğinizde mevsim, zaman, mekan sınırı olmaksızın gereksinim duyduğunuz herhangi bir şeye ulaşabiliyorsunuz. Sebze reyonundaki bir domates mevsimi geçmiş olmasına rağmen her zamanki kırmızılığı ile orada olmaya devam ediyor. Bu ve benzeri edinim kolaylıklarının beraberinde getirdiği “normallik” algısı neticesinde ise beslenmeye ve temel beslenme gereksinimlerine karşı bir yabancılaşma ortaya çıkabiliyor. Günlük beslenme ihtiyacındaki bu yabancılaşma da yerini üretim fazlalığına ve fazla üretimin çöpe dönüşmesi gibi problemlere bırakıyor. Türkiye’de günde 4.9 milyon, yılda 1,7 milyar ekmek çöpe atılıyor. Toplamda ise kişi başı günlük ortalama belediye atık miktarı 1.08 kg. Tüm bu büyüme ve tüketimin eşiğinde, şehir sınırları içerisindeki yeşil alanlar ise yine şehir dinamiklerinin merkezde olduğu sosyalleşme ve tüketim alanları haline geliyor. Belediyeler tarafından sosyal sorumluluk çalışmaları nezdinde değerlendiriliyor, gerektiğinde yine şehir dinamiğinin önemli bir unsuru olan ve yine şehirli insan ihtiyaçlarından doğan araç/trafik problemleri için gözden çıkarılabiliyor.

Önemli olan İstanbul’un bitki ekosistemine uygun geniş yapraklı gürgen ve kayın gibi ağaçların ekilmesi ve toprak yapısını bozan çimlerden vazgeçilmesi. İstanbul’da 140 bin hektar ormanlık arazi var fakat bunun 70-80 bin hektarı verimsiz.
Orman Mühendisi Yrd. Doç. Dr. Hasan Yıldırım

Türkiye’nin 81 ilinden biri olan İstanbul sınırları içerisindeki 40 ilçe, 782 mahalle, 152 köyüyle birlikte güncel olarak 5 bin 315 kilometre yüz ölçümüne sahip. Bu ilçelerden en kalabalığı 846 bin 492 kişi ile Esenyurt (%51.28 Erkek, %48.72 Kadın). Esenyurt aynı zamanda yaşam kalitesinin en düşük olduğu ilçe. Yaşam kalitesinin en yüksek olduğu ilçe ise Kadıköy ve nüfusu Esenyurt’un aşağı yukarı yarısı (451 bin 453 / %45.09 Erkek, %54.91 Kadın) kadar. Küçükçekmece Gölü ile Büyükçekmece Gölü arasında bulunan Esenyurt, Büyükçekmece ilçesinin bir semti iken 2008 yılında ilçe haline geliyor. İki Deniz Arası rotasıyla bölgedeki değişime tanıklık etmek mümkün. 2008 yılına ve Esenyurt’un da bulunduğu bölgeye biraz daha yakından bakacak olursak Arnavutköy, Başakşehir ve Beylikdüzü de yine bu yıl ilçe haline gelmiştir. Özellikle 2008 yılı ve sonrasında ortaya çıkan ilçelere odaklanıldığında oransız nüfus artışına paralel olarak yeşil alanların da ne kadar hızlı bir şekilde betonlaştırıldığını ve bu betonlaşmanın Silivri ve Çatalca’ya doğru da devam ettiğini görebilirsiniz. Bu dönem itibariyle bahsi geçen bölgelere dair yürürlüğe alınan projelerin belediye web sitesinden taramasını yapabilirsiniz.

Plansız yapılaşma İstanbul’un doğal rüzgâr koridorlarını da tıkıyor. Yeşil alanların azalması kirli hava sorunu, kanser ve türevi hastalıklara davetiye çıkarıyor.
Orman Mühendisi Yrd. Doç. Dr. Hasan Yıldırım

Şehrin Avrupa Yakası’nda batıya, Anadolu Yakası’nda ise doğuya doğru belirgin bir büyüme gerçekleştirdiği bu yıllara dair yeşil alan durumu ise şu şekilde:

İstanbul’da kişi başına düşen kent içi yeşil alan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2017 verilerine göre 7.57, İBB’ye göreyse 8.41 metrekare (il sınırları içerisindeki ormanlık alanların da eklenmesiyle bu oran kişi başı 12.3 metrekareye), World Cities Culture Forum’un 2015 verilerine göre 2.2 metrekare, Türkiye Ormancılar Derneği verilerine göre ise bu miktar 1 metrekare. Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği “aktif yeşil alan” oranı ise kişi başına en az 9 metrekare. Ek olarak İBB çim alanları ve yol çevresindeki çiçeklendirmeleri de yeşi alan kıstasına dahil ediyor.

Eğer 3. bir köprü olayını düşünecek olursak, bu TEM’in kuzeyindeki bölgede kalan akciğerimizi yok edilmesi demektir ve bu ciddi bir yanlıştır. İki, bunu bekleyen bazı mahvirlere yeni rant alanları veya rant haritaları sağlama olayıdır. Bundan kaçınmayı ben sevgili dostum sayın Keski’ye de tavsiye ediyorum.İBB Başkan Adayı Recep Tayyip Erdoğan, 1994

3. Köprü ve 3. Havalimanı, Belgrad Ormanı‘nda dekovil tehdidi, Fındıklı Parkı’ndaki iskele, Maçka Parkı’ndaki tünel, Validebağ ve Roma Park’ına dikilen gözler, şehrin kuzeye doğru genişletilmeye çalışılması ile kuzeye sıkışan ormanlık alanın da tehdit altına girmesi esasında şehirleri oluşturan insanların da şehir dinamiği içerisinde gözden çıkarıldığını göstermekte.

Kimileri istemedi. Kalkıp buraya kadar gelip eylem yaptılar, istemeyiz diye. Biz ise ‘hayır’ dedik.. Bu köprüyü yapacağız, Asya ile Avrupa’yı birleştireceğiz dedik ve yaptık.AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Hava kirliliği değerlerine bakıldığında en kirli ilçe olarak karşımıza yine Esenyurt çıkıyor. Avrupa Birliği standardına göre eğer bir yerleşim biriminde yılda yedi gün sınır değeri aşılırsa acil önlem alınması gerekiyor. Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı‘na göre Esenyurt’ta kirliliğin söz konusu olduğu gün sayısı 126.

Biz bu şehre ihanet ettik, bundan ben de sorumluyum.AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Peki, tüm bunlar ne demek?

Yetişkin bir kayın ağacı saatte 1,5 kilogram oksijen üretiyor. Bir hektar ladin ormanı yılda 32 ton, bir hektar kayın ormanı yılda 68 ton, bir hektar çam ormanı ise yılda 30-40 ton toz emiyor. Günümüzde hava kirliliğinin yaklaşık yüzde 50’si ormanlar tarafından temizlenip dezenfekte ediliyor. Yetişkin bir kayın ağacı saate 40 kişinin çıkarttığı 2.5 kilogram karbondioksiti tüketiyor. Yine yetişkin bir kayın ağacı kökleri ve kılcal damarları aracılığı ile yılda 30 bin litre su çekiyor.

Özetlemek gerekirse, ormanlar ısı tamponu işlevi görür, sıcağı ve soğuğu dengeler. Bu sayede yaz sıcağını 5-8 derece azaltırken, kış sıcaklığını da 1.5-2.8 derece artırır, toprağı bereketli kılar, doğal hayatı zenginleştirir, havayı temizler ve gürültüyü önler.

Rakamlar gösteriyorki günümüzde ve özellikle ülkemizde şehirler nüfus artışının da kat ve kat üzerinde bir yapılaşma ile ticari olarak genişletilmekte ve kentli nüfusa değil emlak satışları ve yatırımlar amacıyla projelendirilmekte. Yetersiz veya eksik planlama ile büyümen yeşil alanların da sorumsuzca tahribatı anlamına gelmekte. Ek olarak şehir sakinlerinin ihtiyaç duyduğu yeşil alanlar da tepkiler hiçe sayılarak yine şehir sakinlerinin oluşturduğu trafik işaret edilerek talan edilmekte.

İstanbul’un şu sokaklarına bakın, her taraf yemyeşil, çiçeklerle bezenmiş bu İstanbul, hepimizin hayal ettiği İstanbul.AKP Genel Başkanvekili ve 27. Başbakan Binali Yıldırım

Hey! Bir dakika!

Yeni içeriklerden haberdar olmak ister misin?


Kayıt Ol!

Etiketler

Yorumlar

Yazıyla ilgili düzenleme gönder!

Neden Yoldan Çıktım?

Neden Yoldan Çıktım?
Ekoyurttaş. Yazar, çizer, yürür-gezer, bisikletle ulaşır. Daha az tüketmenin, tüketmekten çok üretmenin, dönüştürmenin yollarını arar, paylaşır.

Sonraki Yazı

Aktüel

İstanbul Şehir Rehberleri

Osman Nuri Ergin tarafından binlerce sayfa tutan yayınlarından özellikle 1934 yılında yayınlanan İstanbul Şehri Rehberi özellikle...

Önerilen Yazılar